Aşk Hikayeniz

Habibe ve Ömer

Bu sene gelmelerini dört gözle ve dualarla beklediğim 2  çiftimden biri de Habibe & Ömer çifti idi.Çok şükür bir birimize kavuştuk.Ömer, Hakkari çukurca'da görevi gereği yaşıyor ve Habibe'de Bodrum'da. Habibe beni arayıp Sinop'a fotoğraflar için gelmek istediklerini söyleyince içim içime sığmadı.Elbette o kadar yoldan gelecek olanlar için heyecanlanmam normal öyle değil mi:) Habibe melekler kadar güzel ve  duru bir kız. Ömer de aslanlar gibi bir delikanlı.Sıcak,samimi ve aşk dolu bir çift.Bu meslek beni gerçekten mükemmel insanlarla tanıştırdı. Çekim günü tadından yenmeyen bir gündü onları mekan mekan gezdirdim.Günün sonunda hepimiz yorulduk ama bu tatlı yorgunluğu keşke her zaman yaşasak.

Habibe'den Sinop ile ilgili deneyimlerini ve duygularını yazması istediğimde bu denli beni benden alan bir yazı yazacağını beklemiyordum. :) İyi ki geldiniz iyi ki siz tanıdım.

şimdi söz Habibe'de....

Sevgili İnci,

Çok sevdiğim bir film vardır 'Amelie'.. Seni ufak çaplı tanıma fırsatı bulduğumda bu filmi hatırlamıştım hemen. Her nasılsa insanların hayat hikayelerinin peşinden giderek onları mucizevi bir dönüşümle tekrar hediye ediyor olman ve koşulsuz sevgin. Tam olarak böyle. Tabi senin hedef kitlen belli, bunca karmaşa da birbirini bulabilmiş aşk halindeki yek kalpler.
Senin gezegenini aşkın yönettiği çok kesin...

Tabii ki de Sinop'a gidiyoruz..

Efendim şimdi şöyle ki ; bizi coğrafyanın kederinden nasibini almış bir çift olarak zaten yeterince zorlu bir süreç beklemekteydi. Ben Bodrum'da ailem Giresun'da; Ömer Hakkari'de ailesi Elazığ'da yaşamaktaydılar. Her iki taraf da kendi çaplarında düğün ve kına isteyince ortaya tadından yenmez bir şölen çıkmıştı. Yıllardır kurguladığım o kısa nikah töreni hayalime çarçabuk pufff deyip bir an önce kendimi kırk gün kırk gece düğün konseptine adapte etmeye başladım.Durumun en keyifli yanı ise aşığı olduğum foto-sanatçının da Sinop'ta ikamet ediyor olmasıydı :)  Ömer'i Sinop'a gitmemiz gerekliliğine ikna etmem zor olmadı. Anlarsınız işte seven ne yapmaz mevzusu.. Allah sizi inandırsın haritada bu kadar km yaptıktan sonra Sinop'a gitmek küçük bir teferruat olarak bile kalabilirdi. Tamam aşktan özlemden deliye dönmüş olabiliriz ama neticede mantıklı olmak lazım. 
Orada yaşadığı ili karış karış gezmiş nerede ne tür güzellikler olduğunu bilen, yöre halkının bile varlığından haberdar olmadığı koyların keşfine varmış ,muazzam bir tabiatın sponsorluğunda güneşin hangi saatte hangi açı ile ışığını bize bahşedeceğini, rüzgarın o gün  hangi yönden selam edeceğinin bilincinde, ultra profesyonel bir fotoğraf sanatçısı
var iken tabii ki de Sinop'a gidecektik.
Az kalsın unutuyordum, gelin başı sendromu :) bilirsiniz canım memleketimin bir çok yerinde bazı kuaförler bu konu da sürrealist çalışmak da olup damat beyler için altın bir vuruş yapmaktadırlar. Alt mesaj da 'Damat Bey gelin hanımın bu görüntüsü de seni yıldırmadıysa eh korkma sen artık yıllar yılı ilişkiniz muteber olacaktır' demek istiyorlar zannımca. Tamam kabul azıcık abartıyor olabilirim yeni kuşağımız bu konuda bilinçleniyor gibi. Ama kabul edin haksız da sayılmam :)
Canım İnci'miz bu konuda da ezberlerimizi bozmuş ve bize dünya tatlısı,tüm gönlüyle doğallıktan yana bir kuaför ile tanışma fırsatı sunmuştu. 

Dikkat bu ekip aşırı şefkat ilgi alaka ve koşulsuz sevgi içermekteydi.  Alışmamış bünyeler de aşırı dozda mutlu olmak,bir çocuk gibi şen ve kendini birden çok şanslı hissetmek gibi yan etkileri olabilirdi:)

 

Sınırsız gülümseme garantili :)
Tüm bu serüvenin sonrası sabırlı bekleyişim neticesinde fotoğraflarımıza kavuştuk. Baktıkça yüzüme yayılan o umarsız ve çocukça gülümsemelerim geçmedi bir müddet. Müthiş güzel bir rüyanın içinden geçmiş de dönüp tekrarını yaşıyormuşum hissi. Sahi gerçek miydi?
Beni şaşırtıp hem mutlu eden konu ise Ömer'in başlangıçta var olan ufak tefek tereddütlerinin tamamen geçmiş, çekimler sırasındaki geçirdiği neşe dolu vaktin ve fotoğraflara duyduğu hayranlığın derecesiydi.

 

İncişler bir kardeş armağanıdır.
Kendimi ömrümde böylesine hazıra konmuş hissetmemiştim doğrusu. Hele ki böyle mühim bir hadise de. İncişler ile tanışıklığımız çok kıymetlim Özge ve Mustafa çiftinin sayesindedir.Onların çekim günündeki mutluluğunun ve yaşadıkları eğlencenin canlı şahidi olmak bende yıllar sonrası için gerekecek foto-sanatçı arayışını zaten sonlandırmıştı.

Fotoğrafların bir şiirselliği olduğuna inandım hep. Onlar bakıp geçmek için değil, durup görebilmek,cesaret edip biraz da düşünmek için çekiliyor olmalılar. Zamanın taksimlerinde kaybolmak istemediğiniz her anın bir hikayesini taşırlar nihayetinde. Hayat görmeyi isteyene yeterince ince bir hesap üzerinde ilerler. Günün karmaşasında kaçırdığımız o kadar çok şey var ki; insan bir ömür de daha kaç bahar görebilir. Bir papatyanın bize gülümsediğini hissetmek için gözlerimizi ona çevirmek kafi gelecektir belki de. İste böyle,rumuza gelip dayanan ihtiyaçlar hiyerarşisinde önemli bir yeri vardır, fotoğrafın. Bu işe emeğini katmış,  iş olarak bakmayıp tutkuyla sarılm
ış bu tutkuyu bir yaşam rehberi edinmiş nadir insanlardan biridir İnci... Varolsun :)

 

Habibe ve Ömer